Category: Uncategorized

  • Hiç Hayata Küstünüz Mü?

    Hiç hayata küstünüz mü? Ben küstüm.

    Öyle bir an gelir ki insan, yaşadıklarının ağırlığını omuzlarında değil, ruhunun en derin yerlerinde hisseder. Sabahın ışığı pencereye vurur ama içindeki karanlığı aydınlatamaz. Kalabalıklar arasında yürürsün, sesler duyarsın, yüzler görürsün ama kendini herkesten ve her şeyden uzak hissedersin.

    Hiç hayata küstünüz mü? Ben küstüm.

    Beklentilerim kırıldığında, emeklerim karşılıksız kaldığında, en çok da güvendiklerim yabancılaştığında küstüm. Her şeyin düzeleceğine inanırken biraz daha yoruldukça, her yeni günün eski yaraları hatırlattığını gördükçe küstüm.

    Ama hayata küsmek, yaşamaktan vazgeçmek değildir. Bazen insanın içindeki kırgınlığın sessizce dile gelişidir. Kimseye anlatamadığı yorgunluğun, gözyaşına dönüşemeyen hüznün adıdır. İçinden gelen bir sitemdir belki de; zamana, insanlara ve biraz da kendine…

    Yine de hayat gariptir. En umutsuz günlerde bile bir pencere aralığından sızan ışık gibi küçük sebepler bırakır önümüze. Bir dostun sözü, bir çocuğun gülüşü, eski bir şarkı ya da beklenmedik bir selam… İnsan bazen yeniden tutunacak gücü en ummadığı yerde bulur.

    Evet, ben de hayata küstüm. Ama her küskünlük gibi bunun da içinde bir özlem vardı. Daha güzel günlere, daha samimi insanlara ve kaybettiğim umutlara duyulan bir özlem… Belki bu yüzden insan ne kadar kırılırsa kırılsın, içinde küçücük de olsa bir umut taşımaya devam eder.

    Çünkü hayat bazen bizi yorar, bazen incitir, bazen de sessizce sınar. Ama bütün kırgınlıklara rağmen yaşamaya devam etmek, yeniden inanabilmek ve yeniden gülümseyebilmek en büyük direniştir.

  • Bir Kuyuya Düşeceksin Bir Kapının Açılması İçin

    Hayat bazen bizi en karanlık kuyulara bırakır. Neden düştüğümüzü anlayamayız. En yakınımız sandıklarımız sırt çevirir, hayallerimiz yarım kalır, dualarımız sanki göğe yükselmez gibi olur. İşte o an, kuyu zannettiğimiz yer aslında imtihanın en berrak aynasıdır.

    Yusuf Aleyhisselâm da bir kuyuya atıldı. Kardeşlerinin kıskançlığına, dünyanın hırsına, insanın zalimliğine düştü. Ama o kuyuda kin büyütmedi. İsyan etmedi. Rabbine sığındı. Sabretti. Çünkü biliyordu ki, kuyular insanı karartmaz; insan kuyuda kararmayı seçerse kararır.

    Kuyu; yalnızlıktır.

    Kuyu; anlaşılmamaktır.

    Kuyu; “Neden ben?” sorusudur.

    Fakat sabır, kuyunun içindeki merdivendir.

    Kur’an-ı Kerim bize sabrın sonunda izzet olduğunu öğretir. Yusuf Aleyhisselâm kuyudan saraya bir gecede çıkmadı. Zindanı da gördü. İftirayı da tattı. Ama her imtihanda vakarını korudu. Ve sonunda Mısır’ın kapıları ona açıldı. Çünkü Allah sabredenleri yarı yolda bırakmaz.

    Belki senin kuyun; bir kayıp, bir ihanet, bir hastalık, bir yalnızlık… Belki gecelerin çok uzun, belki gözyaşların çok sessiz… Ama unutma, kuyular Allah’ın terk ettiği yerler değildir. En çok da orada yakındır insana. Sabret. Çünkü sabır pasif bir bekleyiş değil, kalbin Rabbine yaslanışıdır.

    Sabır, “Ben anlamasam da Sen biliyorsun” diyebilmektir.

    Bir kapı açılacak. Belki hiç beklemediğin bir yerden… Belki hiç hayal etmediğin bir zamanda…Ve o gün dönüp kuyuna bakacaksın. “İyi ki düşmüşüm” diyeceksin. Çünkü seni sultan yapan şey, kuyuda gösterdiğin sabır olacak. Yeter ki kuyuda Yusuf olmayı seç. Kapıyı açacak olan zaten O’dur.

  • Hello World!

    Welcome to WordPress! This is your first post. Edit or delete it to take the first step in your blogging journey.